Zamanın Ötesinde Bir Seyyah
Dünya tarihinin en büyük gezginlerinden biri olan Evliya Çelebi, 17. yüzyılın sadece bir tanığı değil, o yüzyılı bugüne taşıyan devasa bir köprüdür. 1611 yılında İstanbul’da doğan Çelebi, saray eğitimi almış bir müezzin, bir hattat ve bir savaşçıdır. Ancak onu ölümsüz kılan, 70 yıllık ömrünün 40 yılını yollarda geçirmesine neden olan o meşhur rüyasıdır.
Bir Rüyayla Değişen Dünya Tarihi
1630 yılının Aşure gecesinde rüyasında Hz. Muhammed’i gören Evliya Çelebi, heyecandan “Şefaat ya Resulallah” diyecekken dili sürçmüş ve “Seyahat ya Resulallah” demiştir. Peygamber Efendimizin tebessümüyle başlayan bu yolculuk, İstanbul’dan başlayıp Viyana’ya, Kafkaslar’dan Mısır’a, Hicaz’dan Balkanlar’a kadar uzanan muazzam bir coğrafyayı kapsamıştır.
Modern Gazeteciliğin ve Belgeselciliğin Atası
Evliya Çelebi’yi sıradan bir gezginden ayıran en önemli özellik, onun detaycılığıdır. O, gittiği yerlerde sadece binaları görmemiş; halkın nasıl konuştuğunu, ne yediğini, hangi şakaları yaptığını ve o bölgedeki vakıfların topluma nasıl dokunduğunu kaydetmiştir.
- Bir Antropolog Gibi: Gittiği her yerdeki yerel dillerden örnekler toplamıştır.
- Bir Mimar Gibi: Kalelerin sur genişliklerini, camilerin kubbe yapılarını titizlikle not etmiştir.
- Bir Hikâye Anlatıcısı Gibi: Gördüklerini “mizah” ve “gerçek” arasında ince bir çizgiyle süsleyerek, okuyucuyu adeta yanına alıp gezdirmiştir.
Başyapıt: Seyahatnâme
10 ciltten oluşan ve UNESCO Dünya Belleği Listesi’nde yer alan Seyahatnâme, bugün sadece edebi bir eser değil; tarihçiler, mimarlar, sanat tarihçileri ve sosyologlar için vazgeçilmez birincil bir kaynaktır. Bu dev eser, 17. yüzyıl Osmanlı dünyasının ve Avrasya coğrafyasının en kapsamlı panoramasıdır.
Neden Onun İzindeyiz?
Avrasya Gazeteciler Derneği olarak düzenlediğimiz belgesel film yarışmasıyla Evliya Çelebi’nin mirasını yaşatmak istememizin nedeni budur. O, yaşadığı dünyayı kayıt altına almanın önemini kavramış ilk büyük “muhabirdi”. Bugün bizler de onun mirasını devralarak, modern teknolojinin gücüyle (kamera ve kurgu) aynı coğrafyaların, aynı vakıf eserlerinin ve aynı kültürel durakların bugünkü hallerini belgelemeyi amaçlıyoruz.
Evliya Çelebi’nin ruhu, bugün de o yollarda yürüyen, merak eden ve “kayıt altına alan” her belgeselcinin vizöründe yaşamaya devam ediyor.
