17. yüzyılın en büyük gezgini ve gözlemcisi olan Evliya Çelebi’nin on ciltlik dev eseri Seyahatnâme, Osmanlı coğrafyasını sadece coğrafi bir harita olarak değil, sosyal ve kültürel bir panorama olarak önümüze serer. Çelebi’nin rotasında İstanbul’a yakınlığı ve stratejik konumuyla Kocaeli (İzmit) bölgesi, “Doğu’nun kapısı” ve “Ağaç Denizi” olarak özel bir yer tutar.
Bir İmparatorluk İskelesi: İzmit
Evliya Çelebi, İzmit’i (o dönemki adıyla İznikmid) anlatırken şehrin ticari canlılığına hayran kalır. Şehri “Mısır iskelesi kadar işlek” olarak tanımlar. Bu benzetme, İzmit’in sadece yerel bir merkez değil, imparatorluğun can damarlarından biri olduğunu kanıtlar.
Mimari Yapı: Şehirde kiremit örtülü, bahçeli 3.500 evin bulunduğunu ve sokakların beyaz taşlarla döşeli olduğunu belirtir. Özellikle Pertev Paşa Camii ve Rüstem Paşa Hamamı gibi Mimar Sinan eserlerini zarafetlerinden dolayı över.
Tersâne-i Âmire: İzmit’in gemi yapımındaki rolüne değinen Çelebi, buradaki tersanenin önemini vurgular. Osmanlı donanması için kerestenin bu bölgeden sağlandığını not eder.
“Ağaç Denizi”: Kocaeli Dağları ve Kereste Ticareti
Çelebi’nin Kocaeli tasvirlerinde en dikkat çekici tabir “Ağaç Denizi” (Bahr-i Şecer) ifadesidir. Şehrin doğusundaki dağların o kadar sık ve devasa ormanlarla kaplı olduğunu söyler ki, bir insanın bu ormanlarda kaybolmasının an meselesi olduğunu belirtir.
“Bu dağlardaki ağaçlar öyle sıktır ki güneş ışığı toprağa ulaşmaz. Su ile çalışan bıçkı değirmenlerinde 50 arşınlık (yaklaşık 35 metre) direkler kesilir.”
Bu ormanlar, sadece bir doğa manzarası değil, aynı zamanda bölgenin ekonomisinin temelidir. İskeledeki 200’den fazla mahzenin keresteyle dolu olduğunu ve zengin tüccarların bu ticaretle geçindiğini anlatır.
Lezzet ve Şifa Durakları
Evliya Çelebi, gezdiği yerlerin mutfak kültürüne ve halk sağlığına değinmeden geçmez. Kocaeli için şu özel notları düşer:
Meyveler: Bölgenin beyaz kirazı ve kırmızı elması Çelebi’nin damağında iz bırakmıştır.
İçme Suyu: İzmit’in suyunun ve havasının güzelliği sayesinde halkının sağlıklı ve “taze yüzlü” olduğunu söyler.
Dil İskelesi ve Gebze: Gebze’nin iskeledi olan Dil İskelesi’nin, körfez geçişi için hayati bir menzil olduğunu; buradaki hanların, fırınların ve dükkânların yolculara nasıl hizmet ettiğini ayrıntılarıyla aktarır.
Sosyal Hayat ve Ekonomi
Çelebi’ye göre İzmit, “zengin bir sancaktır.” Kadısının ve paşasının yıllık gelirlerini detaylandırarak şehrin vergi potansiyeline dikkat çeker. Çarşısında 1.100 dükkânın bulunduğunu belirtmesi, 17. yüzyıl için oldukça büyük bir ticari hacme işaret eder. Ayrıca bölgedeki Tuzla’dan elde edilen tuzun lezzetini de özellikle vurgular.
Körfezin Dar Boğazı: Dilovası ve Dil İskelesi
Evliya Çelebi, Dilovası bölgesini anlatırken burayı bir menzil (konaklama noktası) ve geçiş noktası olarak ele alır. O dönemde kara yoluyla Anadolu’ya gidenlerin İzmit Körfezi’ni dolanmak yerine tercih ettikleri en önemli nokta burasıdır.
Coğrafi Tasvir (Dil Burnu): Çelebi, bölgeye neden “Dil” dendiğini coğrafi bir gözlemle açıklar. Karadan denize doğru bir dil gibi uzanan bu alüvyon ovanın, karşı kıyıdaki Hersek Burnu ile birbirine çok yaklaştığını belirtir. İki burun arasındaki bu dar boğazı, körfezin en stratejik noktası olarak tanımlar.
Dil İskelesi’nin Fonksiyonu: Burayı “Dil İskelesi Kasabası” olarak anar. Çelebi’ye göre burası, İstanbul’dan gelen yolcuların, hac kafilelerinin ve ordunun Anadolu içlerine geçmeden önceki en kritik durağıdır. İskelede sürekli hazır bekleyen büyük kayıklar ve gemilerden bahseder; bu vasıtaların atlıları, arabaları ve yükleri karşı kıyıya (Hersek) taşıdığını not eder.
Konaklama ve Sosyal Yapı: Çelebi, Dilovası’nda yolcuların ihtiyacını karşılayan yapılar üzerinde durur:
Hanlar ve Dükkânlar: Bölgede yolcuların dinlenmesi için büyük hanlar, fırınlar ve dükkânlar olduğunu söyler. Buradaki ticari hareketliliğin tamamen “geçiş trafiğine” bağlı olduğunu vurgular.
Güvenlik: Stratejik önemi nedeniyle bölgenin bir nevi koruma altında olduğunu ve yol güvenliğinin sağlandığını belirtir.
Sonuç
Evliya Çelebi’nin kaleminde Kocaeli; devasa ormanların (“Ağaç Denizi”) kıyısında yükselen, tersanesiyle donanmaya güç veren, bahçeli evleri ve beyaz taşlı yollarıyla estetik bir Osmanlı şehridir. Onun gözlemleri, bugün sanayileşmiş olan Kocaeli’nin bir zamanlar “yeşil ve mavi” arasındaki o muazzam dengesini ve stratejik önemini tarihsel bir belge olarak günümüze taşır.
